Beyaz Zambaklar Ülkesine Ve Eğitimcilere Tarihsel Bir Bakış…

ÜMİT CENİK/ EDİTÖR
Okuryazarlık oranın yüzde yüz olduğu, devlet bütçesinin büyük bir bölümü eğitime ayrıldığı, ülkede eğitimin tamamen ücretsiz olduğu, tüm okulların devlete ait olduğu ve hiçbir özel okul bulunmadığı, 17 yaşına kadar herkes temel eğitim aldığı, öğrencilerin bir üst kademeye geçişlerinde herhangi bir sınava tabi tutulmadığı ve sınav kaygısının yaşanmadığı, bilginin okulda öğrenilip içselleştirildiği, uluslararası PISA vb sınavlarda birinciliğin elden bırakılmadığı, okul müdürlerinin devlet tarafından seçildiği, öğretmen alımlarında; güçlü özgeçmişler ve öğretmenin mülakattaki performansının etkili olduğu, sınıf öğretmenlerine çok fazla önem verildiği ve hepsinde yüksek lisans – İngilizce bilme şartı arandığı, ülkede her şeyin güven üzerine kurulu olduğu ve herkesin birbirine koşulsuz güvendiği, okulların hepsinde ergonomik mobilya ve materyallerin dikkat çektiği, her alanın işlevselliğini artıran uygulamaların yapıldığı, spor salonu, resim, müzik gibi dersliklerin profesyonel olarak dizayn edildiği, öğrenci ve öğretmenlere ait rahatlama alanları- müzik dinleme köşeleri ve hatta playstation oynama odalarının olduğu, okul binalarının yapılmadan önce öğretmenlere ve öğrencilere ihtiyaçlarının sorulduğu, öğrencilerin hayat becerilerini kazanabilmeleri adına tasarlanmış marangoz atölyelerinin, ev ekonomisi sınıflarının ve mutfakların tüm öğrenciler tarafından kullanıldığı, ders süreçlerinde grup çalışması- tartışma gibi etkinliklerin sıkça kullanıldığı, öğretmenin bilgi veren değil, bilgiye ulaştıran kişi konumunda olduğu, anasınıfı öğrencileri dâhil olmak üzere tüm öğrencilerin yemeklerini kendileri alarak masalarına gittiği ve ardından tabaklarını temizleyerek gerekli yerlere yerleştirdiği, ebeveynler çalıştığı için kaç yaşında olursa olsun çocuğun eve kendisi gelip mikrodalga fırında yemeklerini ısıtıp kendi işini kendisinin yaptığı ve en önemlisi de ülkedeki en yüksek maaş alan grubun öğretmenler olduğu, kişi başına milli gelir olarak Avrupa’nın en iyileri arasında bulunduğu bir ülke ve bir eğitim ekosistemi…
Yukarıdaki kriterlere uyan bir ülke olmayı, eğitimci ve ebeveyn kimliğimizle şüphesiz hepimiz arzu ederiz! Peki, gerçekten yukarıdaki yeterlilikleri karşılayan bir ülke var mıdır ve hangi fazları geçerek bu seviyeye gelmişlerdir?
İşte bunun cevabı Grigory Petrov’un, Finlandiya’nın bağımsızlık ve yükseliş serüvenini anlattığı “Beyaz Zambaklar Ülkesinde “eserinde saklı!
Bu eser ülkemizde ilk kez Gazi Mustafa Kemal Atatürk zamanında Türkçeye çevrilmişti. Üstelik Atatürk, kitapta bahsedilen destansı başarıya tek kelimeyle hayran olmuş ve kitabın ülkemizdeki normal ve askeri okulların müfredatına dâhil edilmesini emretmişti.
Grigory Petrov; zayıflığa, imkânsızlığa ve zorlu hava şartlarına rağmen aydınların, din adamlarının, doktorların, öğretmenlerin topyekûn çabasıyla nasıl bir başarı öyküsü yazıldığını eserinde resmetmiştir. Bir zamanlar bataklıklar ve kayalıkların ülkesi olan Finlandiya’nın yeniden inşası ve layıkıyla temsili için; eğitim, tarım ve ekonomi başta olmak üzere birçok alanda büyümenin nasıl sağlandığının ve nasıl gelişmiş ülkeler arasında yer alındığının şifrelerini de eserinde anlatmıştır.
Finlandiya, 1811yılına kadar İsveç kuralları ve bürokrasisi ile yönetiliyordu. Yönetim, ticaret, kilise, okullar, ticaret, edebiyat ve sanat başta olmak üzere birçok alanda İsveç’in kuralları ve politikaları hüküm sürmüştü. Söz konusu bölgelerdeki faaliyeti gösteren tüm yönetim kademelerinde İsveçliler bulunuyordu ve Finliler ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyordu. 1808 yılında patlak veren Rusya-İsveç savaşında Finlandiya’nın yarısı Ruslar tarafından işgal edildi. Bu süreçte safını Rusya tarafında belli eden Finliler, jeopolitik avantajının da etkisiyle Rusya’ya katılmayı kabul etti ve kendi kültürünü anayasal güvence altına aldı. Ülkedeki kültürel gelişim hareketini döneminin filozofu olarak nitelendirilen bir aydın olan Johan Vilhelm Snelman adlı kişi üstlendi ve öğretmenlerden, doktorlardan, din adamlarından ve de askerlerden oluşan toplumsal katmanları usanmadan, yılmadan harekete geçirerek bugünkü Finlandiya’nın yapı taşlarını döşedi.
Cumhuriyet Dönemi modernleşme hareketi ve topyekûn eğitim seferberliği bağlamında incelersek; bizim serüvenimizle de benzerlikler taşıyan bir kalkınma ve inşa hareketi yaşadıklarını söyleyebiliriz Finlilerin! Bizden farklı olan tarafları ise 1917 yılına kadar hiç bağımsız devletlerinin olmayışı, bilindik halk kahramanlarının bulunmayışı ve nüfusları…
Yazının başında büyük bir keyifle ile okuduğunuz Finlandiya Eğitim Model’inin; gökten zembille inmediği, belli mücadele ve fedakârlıklarla bugünlere geldiği çok açıktır. Kurtarıcı beklemek gibi doğu toplumlarına özgü ezoterik ve ütopik ruh hallerinden ivedilikle sıyrılmalıyız. Çağı doğru okuyup zamanın ruhu mottosuna göre bir modelleme yapmalı ve savaş tamtamlarının tüm dünya sathında yüksek perdeden seslendirildiği bir döneme, güçlü bir eğitim felsefesi ve modeliyle hazırlanmalıyız. Aksi takdirde başka güzel örneklere bakıp vah tüh edeceğimiz ve başkalarının hikâyelerini imrenerek izleyeceğimiz aşikârdır…
Toplumsal dönüşümde ve her yeni kalkınma hareketinde tarih boyunca eğitimciler taşıyıcı kolon veya lokomotif vazifesi görmüşlerdir. Bizde de Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren modernleşme, sanayileşme ve milletleşme serüveninde öğretmenler başat aktör olmuşlardır. Biz eğitimciler için 24 Kasım ise bambaşka bir yere sahiptir.
24 Kasım 1928, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Millet Mektepleri Başöğretmenliği” ünvanını kabul ettiği gündür. Atatürk’ün 100. Doğum yıldönümü olan ve UNESCO tarafından da Atatürk Yılı olarak kabul edilen 1981 yılından bu yana, 24 Kasım Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır.
NEDER olarak cumhuriyetimizin 100.yılında özel bir sayı çıkarmış ve Türk düşünce dünyasına muhteşem açılımlar getirmiş bir büyük münevveri, rahmetli Alev ALATLI hocamızı sayfalarımızda ağırlamıştık. Bu anlamlı günde, röportaj formatını konuşurken, 24 Kasım 2023 tarihinde öğretmenler buluşmamız olacağını belirtmiş ve kendisini de davet de etmiştik. Ancak rahatsızlığı sebebi ile Beykoz’daki evinden dışarı çıkamadığını ama meslektaşlarımıza özellikle selamlarını iletmemizi istemiş ve şu cümlelerle kıymetli meslektaşlarımıza seslenmişti!
“ Sizler muasır dünya ile hem sınır yaşayan Osmanlı uçbeyleri gibisiniz, sevgili Hocam. Bu ülke 21.yüzyıl denilen derin virajı sağ salim alacaksa, sizin sayenizde alacak. Ne ebeveynler, ne komşular, ne de din adamları, reform sizden gelecek. Türkiye’nin sizden başka kimsesi olmadığını aklınızdan çıkarırsanız, üzülürsünüz. Dünyayı doğru okuyun. Seçtiğiniz meslek sıradan hayatları aşan bir saygın bir uğraştır, özlük haklarına dolanıp tıkanmayın. “
NEDER ailesi olarak, tüm öğretmenlerimizin bu anlamlı gününü en kalbi ve hasbi duygularla kutluyoruz, iyi ki varsınız…
