9.Sayı

Dünyayı Dönüştüren Tarihin Sessiz Mimarları, Öğretmenler…

ZEYNEP DERE / EĞİTİMCİ-YAZAR

İnsanlık tarihinde eğitimciler, düşünsel birikim aktarıcısı olmanın ötesine geçerek medeniyetlerin inşâ sürecine yön vermişlerdir. Örneğin Antik Yunan’da Socrates, Sokratik diyalog yöntemiyle öğrenmenin pasif alım olmaktan çıkarılıp aktif katılım biçimi haline gelmesine öncülük etmiş, bu yönüyle entelektüel dönüşümün ilk halkalarından birini oluşturmuştur. Orta Çağ İslam düşünce geleneğinde Farabi, “el-‘ilmü’l-medeni (medenî ilim)” kavramı ekseninde toplum teorisini geliştirerek eğitimle medeniyet arasındaki kopmaz bağı vurgulamıştır. (Farabi’nin toplum teorisi, insan mutluluğu ile toplumsal eğitim arasındaki ilişkiyi ele alır). Bu yaklaşım, Farabi’nin ideal toplum anlayışı içinde eğitimin merkezî rolünü ortaya koyar.

Selçuklu döneminde Nizâmü’l-Mülk, İslâm dünyasında düzenin sürdürülebilirliğinde eğitim kurumlarının rolünü vurgulamış ve Nizâmiye  Medreseleriyle devletin ideolojik altyapısını kurmayı hedeflemiştir. Bu medreseler, İslam dünyasında klasik ilimlerin sistematik öğretilmesine aracılık ederek bilgi geleneğinin sürekliliğine katkı sağlamıştır. Erken Osmanlı döneminde ise Akşemseddin, hem tasavvufi hem ilmi yönüyle yetiştirdiği öğrenciler aracılığıyla hem dini hem felsefi disiplinlerin yayılmasına ön ayak olmuş, bu bağlamda eğitimin hem zihin hem ruha hitap eden bir aracı olabileceğini göstermiştir.

Bu tarihsel perspektifler ışığında, eğitimcilerin yalnızca bilgi aktarıcısı olmadıkları; aynı zamanda medeniyet ideallerini biçimlendiren, toplumsal değişimin mimarları oldukları açıkça görülmektedir. Bu durumu eğitim sosyolojisi kuramları da destekler. Eğitim, bireysel sosyalleşmenin ötesine geçerek toplumsal yeniden üretim ve dönüşüm aracıdır (Yerli, 2023). Eğitim, sadece bireysel gelişimi değil toplumsal değerlerin, normların, kurumsal yapıların kuşaktan kuşağa aktarımında merkezi bir rol oynar; bu anlamıyla, tarihsel aktörler olarak eğitimciler (Socrates, Farabi, Nizâmü’l-Mülk, Akşemseddin vb.) medeniyet projelerinin taşıyıcılarıdır.

Sonuç olarak, “Socrates’ten Farabi’ye, Nizâmü’l-Mülk’ten Akşemseddin’e kadar her dönemde eğitimciler medeniyetlerin gelişmesine, insanlığın değişimine önderlik etmiştir.” biçimindeki iddia, hem tarihsel örneklerle hem de eğitim sosyolojisi literatürüyle örtüşmektedir. Bu bağlamda eğitimcilerin düşünsel, toplumsal ve kurumsal düzeydeki faaliyetleri, insanlık tarihinde değişim dinamiklerinin ve medeniyet inşa süreçlerinin ayrılmaz birer parçasıdır.

Günümüz toplumunda öğretmenlik görevi, salt bilginin tek yönlü aktarımından öte bilgiyi üreten, paylaşan, rehberlik eden bir role dönüşmüştür. Bu dönüşüm, bilgi çağının ve dijitalleşmenin öğretmenlik mesleğini yeniden tanımlamasıyla yakından ilişkilidir. Örneğin, Gültekin (2020) çalışmasında, “Bilgi toplumunda makinenin yerini bilgi almıştır.” görüşüne yer vererek öğretmenin artık bilgi aktarımından çok bilgi üretimi ve paylaşımına odaklanan bir aktör konumuna geldiğini vurgular (Gültekin, s. …; akt. “bilgi toplumunda…” ifadesi)¹. Bu çerçevede, öğretmen yalnızca bir “bilgi kaynağı” değil öğrencilerin öğrenme süreçlerine değer katan, onların düşünsel yolculuklarına kılavuzluk eden bir rehberdir.

Dijital araçların eğitimde yaygınlaşması ile öğretmenlerin teknoloji kullanımına ilişkin yeni sorumlulukları da gündeme gelmiştir. Özellikle hibrit ve çevrim içi öğrenme ortamlarında öğretmenle öğrenci arasındaki etkileşimin niteliği öğrencilerin derse olan bağlılığını doğrudan etkiler (Ong vd., 2023)². Bu, öğretmenin sadece içeriği sunan değil dijital ortamda da öğrencilere destek olan bir varlık olması gerektiğini gösterir. Buna ek olarak öğretmenlerin dijital yeterliklerinin duygusal boyutla da bağlantılı olduğu bulunmuştur. Bu bağlamda dijital okuryazarlığı yüksek öğretmenlerin öğrencilere duygusal destek sunmada daha etkili oldukları ve mesleki memnuniyetlerinin arttığı belirtilmektedir (Adams & Tindall-Ford, 2021; akt. “öğretmen duygusal destek” ifadesi)³.

Ancak bu teknoloji odaklı yaklaşımlar, öğretmen-öğrenci ilişkisinin insani ve sıcak yönünü gölgede bırakmamalıdır. Öğretmen, soğuk bir dijital aracın ötesinde öğrencinin gönlünde yer edinebilmeli; onunla empatik bir bağ kurabilmeli, zorlandığında yanında olmalı ve hayatında kalıcı bir iz bırakabilmelidir. Çelikten (2005) bu durumu net biçimde ifade eder: “Öğretmenlik, bilgiye sahip üst bir komuta merkezi değildir; öğretmenlik, en doğal insani ilişkiyi gerçekleştirmeyi amaçlayan insanın kendisi olma halidir” (s. …)⁴. Bu yaklaşım, teknolojik araçların sunduğu kolaylıkları, insanî ve duygusal ilişkiyle tamamlayan öğretmenlik anlayışını işaret eder.

Türkiye’de öğretmenlik mesleği, özellikle cumhuriyetin ilanıyla birlikte köklü bir dönüşüm sürecine girmiştir. Osmanlı döneminde çoğunlukla medrese ve sıbyan mekteplerinde din ağırlıklı bir öğretim sistemi varken, cumhuriyetle birlikte laik, bilimsel ve ulusal bir eğitim anlayışı benimsenmiş, öğretmenler bu dönüşümün taşıyıcısı olarak merkezi bir rol üstlenmiştir

Sonuç olarak, günümüzde öğretmenlik; bilgi aktarmanın ötesinde bilgi üretmeyi, paylaşmayı, teknolojiyi anlamlı biçimde kullanmayı, rehberliği ve öğrencinin yüreğinde yer etmeyi birlikte barındıran çok boyutlu bir meslektir. Bu çerçevede öğretmen, hem modern araçların imkânlarından yararlanmalı hem de insani dokunuşunu hiçbir zaman yitirmemelidir.

İnsanlık tarihi kadar eski, asırlara kafa tutan, tarih boyunca gerçekleşen her değişimde önemini artırarak var olmaya devam eden yegane ve kutsal olarak atfedilen öğretmenlik mesleğiyle ilgili geçmişten günümüze pek çok söylemler olmuştur kuşkusuz ama en akılda kalan ve en etkili olduğunu düşündüğüm birkaç güzel sözle devam etmek istiyorum.

Hz. Muhammed (s.a.v.) “İlim Çin’de de olsa gidiniz.”

Hz. Ali; “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum”

“İlim, maldan daha hayırlıdır. Çünkü malını harcarsın, ilmin ise seni terk etmez.”

İbn Sina (Avicenna): “Eğitim, insanın ruhunu şekillendirir.”

John Dewey: “Eğitim, yaşamın kendisi olmalıdır.”

Mustafa Kemal Atatürk: “Yeni kuşak, en büyük cumhuriyetçilik dersini bu günkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır.”

“Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.”

“Öğretmenler! Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlar ister.”

“Yeni nesli, cumhuriyetin fedakâr muallim ve mürebbileri sizler yetiştireceksiniz, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır…

Bir milleti irfan ordusuna malik olmadıkça, muharebede, meydanlarda ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı neticeler vermesi ancak irfan ordusuyla sağlanabilir. İrfan ordusunun kıymeti de siz öğretmenlerin kıymetiyle ölçülecektir. Ordularımızın kazandığı zafer, sizin ve siz öğretmenler ordusunun zaferi için yalnız zemin hazırladı. Gerçek zaferi siz kazanıp sürdüreceksiniz ve mutlaka muvaffak olacaksınız.”

M. Kemal Atatürk,1922 yılı Ekim ayı içerisinde Bursa’da İlkokul öğretmenleriyle bir araya geldiğinde bir konuşma yapmıştır. Konuşmasında: öğretmenlere ilişkin düşüncelerini cesurca ve açık yüreklilikle “… İsterdim ki çocuk olayım, genç olayım, sizin ışık saçan sınıflarınızda bulunayım. Sizin elinizde gelişeyim, siz beni yetiştiresiniz “sözleriyle ifade etmiştir. Okulun sağlayacağı bilim ve teknik yardımının önemini anlatarak: Millî Eğitim alanında ne pahasına olursa olsun tam bir başarıya ulaşmak gerektiğini,  kurtuluşun ancak bu yolla olacağını ve çocuklara, gençlere temel olarak ulusuna, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, Türkiye Büyük Millet Meclisine düşman olanlarla savaşmak gereğinin öğretilmesini istemiştir. (Atatürk, 1922).

Öğretmenlerin sadece okulda eğitim veren rolünden ziyade toplumu şekillendiren olarak görülmesi öğretmenliğin mesleki anlamda var olmasını destekleyen önemli etkenlerdendir. Özellikle sanayi devriminden sonra öğretmenlik mesleğine duyulan ihtiyaç artmıştır. Sanayi toplumunun ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücünü yetiştirmek amacıyla da birçok ülkede eğitim zorunlu olmuştur. Böylece öğretmenlik, daha fazla bireyin istihdam edildiği ve düzenli bir formasyona bağlandığı bir meslek haline gelmiştir.

Bu dönemde öğretmenler, sadece bilgi aktaran değil aynı zamanda ulusal kimlik inşasında rol oynayan bireyler olarak tanımlanmıştır. Özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren öğretmenler, devlet ideolojisinin taşıyıcısı olmuş; öğrencilere vatandaşlık, disiplin ve üretkenlik gibi değerlerin kazandırılmasında kilit rol üstlenmiştir.

Günümüzde dünyada ve ülkemizde eğitim sistemi dijitalleşme, bireyselleşme ve yaşam boyu öğrenme gibi kavramlarla dönüşüm geçirirken öğretmenler bu dönüşümün hem öznesi hem de uygulayıcısıdır. Öğretmenler sadece bilgi aktaran değil rehberlik eden, yaratıcı düşünmeyi, öğrencilerinin sosyal, duygusal ve entelektüel gelişimlerini destekleyen kişidir. Dijitalleşen dünyada öğretmenlerin de değişime ayak uydurarak ve teknolojiyi etkin kullanması gerekmektedir. Eğitimdeki dijital dönüşüm, öğretmenin bilgiye ulaşma ve bilgiyi aktarırken kullanılan araçları çeşitlendirse de öğretmenin toplumsal rolü ve eğitimdeki liderliği hala önemini korumaktadır.

Bütün dünya dijitalleşirken ve her bilgiye ulaşmak çok kolayken yapay zeka ile insan gibi iletişim kurulmaya çalışırken dahi değişmeyen tek gerçek öğretmenin sıcaklığı, merhameti ile yapmış olduğu rehberlik hiçbir zaman önemini yitirmeyecek kadar değerli.

Bu yazıyı hazırlarken bunu bir kez daha görmüş oldum.

Öğrenciler, öğretmenler ve çeşitli meslek gruplarından bireylerle yaptığım görüşmeleri sizlerle de paylaşmak isterim. İçerikleri rumuz kullanarak aynı şekilde değiştirmeden aktarıyorum. İçeriklerle ilgili görüş bildiren herkese sonsuz şükranlarımı sunarken kendilerinin yazılı izinleri dâhilinde paylaştığımı da belirtmek istiyorum.

Öncelikle öğretmene dair öğrencilerin görüşlerini aktarmak istiyorum.

Alya (Öğrenci)

Öğretmen Olmak

Öğretmen olmak kalpten gelmelidir

Öğrencisi arasında kalpten kalbe yol çizerek yürünmelidir

Sevgiden mahrum olana da olmayana da eşit davranmaktır

Yolun engebeli yerinde ona destek çıkmaktır

Yeri gelince annenin babanın yerine geçmektir

Ona kol kanat germektir

Bir ağacın gölgesinde soluklanır gibi

Yanında dinlenmektir

Özlemeye değecek anılar biriktirilmelidir

Öğretmenin varlığında da yokluğunda da ona sadık olunmalıdır

Ama her ne olursa olsun öğretmenin sözünden çıkmamalıdır

Çünkü bir öğretmen öğrenciye verilen en güzel hediyedir.

Sezen (Öğrenci)

“Her Dönemin Öğretmeni Gözümde Başka”

Yaş büyür, sayfalar değişir ama öğretmenin kalpteki izi silinmez.

İlkokuldayken öğretmen, benim için ikinci bir anneydi. Kalemimi yanlış tutsam bile sabırla düzeltir, “Başaracaksın.” derdi. O zamanlar anlamazdım ama şimdi biliyorum, öğretmen, bir çocuğun kendine inanmasını sağlayan ilk kişidir. Küçük bir aferin, bazen koca bir dünyanın kapısını açar.

Ortaokula geçtiğimde öğretmen artık bir kahramandan çok bir rehber oldu. Bizi sadece sınavlara değil, hayata hazırlıyordu. Her “Daha iyisini yapabilirsin.” sözü aslında bir öğüttü: Emek vermeden başarı olmaz. Belki o an kızıyorduk ama bugün dönüp bakınca o sözlerin bizi büyüttüğünü fark ediyoruz.

Lisede ise öğretmen, bir dost gibi oldu. Bize sadece formül ya da tarih öğretmiyordu hayatın içinden dersler veriyordu. “Yanlış yapmaktan korkma, yeter ki pes etme” diyordu. İşte o sözler, kalbimize kazındı. Çünkü bilgi zamanla unutulur ama güzel bir öğüt, bir ömür akılda kalır.

Belki yaşımız büyüdükçe öğretmenleri farklı gördük ama değişmeyen bir şey vardı: Öğretmen, her dönemde yolumuzu aydınlatan bir ışık, kalbimize yön çizen bir pusulaydı.

Hilal ,(Öğrenci)

İnsan diyorum…Hayatta hep çok şeyler ister değil mi?

Akıl almayacak kadar çok…

Belki de bunlardan bir tanesi de iyi bir öğretmene rast gelmektir. Öyle bir öğretmenim kalbime dokundu ki okumanın, yazmanın, matematiğin , anlamanın yanı sıra hayata öyle bir hazırladı ki adaletli olmayı, saygılı olmayı, düşsem bile yerden tek başıma nasıl kalkmam gerektiğini, dik durmayı başarmayı öğretti. Kaç yaşına gelirsem de asla pes etmemeyi… Şuan bazı başarılara sahipsem, kadın olarak her şeyin üstesinden gelebiliyorsam bunların çoğu öğretmenim sayesinde. Benim gibi birçok kız çocuğuna umut olan , hayat olan öğretmenim, hala umut olmakta hayat olmakta. İYİ Kİ VAR…Onun gibi öğretmenler de hep olmalı….

Öğretmenlerin gözünden Öğretmenlik:

Hale (Öğretmen)

Kolay mı zannediyorsun ev ortamından ayırıp okul ortamına alıştırmayı? Kolay mı zannediyorsun ana kucağı olup sarıp sarmalamayı? Kolay mı zannediyorsun kendini korumayı, özgüveni, sevgiyi,saygıyı ve tüm değerleri kazandırmayı? Kolay mı zannediyorsun yanlış bildiklerini değiştirip doğruları öğretmeyi? Kolay mı zannediyorsun okuma yazma öğretmeyi? Kolay mı zannediyorsun kalabalık içinde tek ve önemli olduğunu hissetirmeyi? Kolay mı zannediyorsun vatanına milletine hayırlı insanlar yetiştirmeyi? Kolay mı zannediyorsun iyi günde kötü günde, hastalıkta sağlıkta birbirimize yoldaş olup arkadaş olmayı? Kolay mı zannediyorsun ömür boyu süren öğrencilik hayatını? Çünkü biz işyerine gitmiyoruz, okula gidiyoruz hâlâ hem öğretmeye hem öğrenmeye…İyi ki öğretmenim diyebilen tüm arkadaşlara selam olsun.

Rıdvan (Öğretmen)

Sevmekle başlar öğretmenlik. İnsanı sevmek, dünyayı sevmek, hayatı sevmek… Aslında öğretmenlik yaptığını meslek olarak görmek değil mesleğini  hayatın yapabilmek. Yaşadığın hayatla örnek olabilmek. Sözlerinle, davranışlarınla  bakışlarınla bazen de sessizliğinle anlatmak hissettirebilmek… Karşındaki yüreklere dokunabilmek… Sonrasında açılır kapıları kalplerin. Kalpler açıldıkça gözler, kulaklar, diller açılır sana. Anlatacakların o zaman kolayca girer kulaklardan zihinlere. Tek bir söz açar bazen onları sana: ‘Nasılsın?’. Tek kelime ama çok şey anlatır o güzel canlara. Seni önemsiyorum değer veriyorum halini merak ediyorum. Tek sözcük ama onunla girilir nice kalplere. Öğrettiklerin unutulur belki ama yaşadıkların , yaşattıkların onlar hiç unutulmaz. Öğretmek sanat öğretmen  ise bir sanatçıdır. Bazen boş bir tuvaldir çizdiğin, renk renk hayat verdiğin… Ufak bir dokunuşunla şekillendirdiğin… Yüreklerden gelen sesleri mucizevi notlara dönüştürdüğün… Benim de hayatıma dokunan, mesleği sevdiren, gönlünü açan, gönlüme giren, bana hayatıyla örnek olan sevgili öğretmenim. Hayatta değilsin ama yetiştirdiklerinle yani bizlerle hayat bulacak öğrettiklerin.

Ayşe (Öğretmen)

Kasabada doğup büyümüş bir kişi olarak liseye geçince ilçeye gidiş dönüşün zor olacağını düşünerek ilkokulu bitirince yatılı okul sınavlarına katılmıştım. Karasal iklimin hâkim olduğu bölgemizde kış şartları zorlu geçiyordu. Bu nedenle yatılı bir okulda okumak benim için daha iyi olacaktı. Başarılı bir öğrenciydim.  Okumayı bir meslek sahibi olmayı çok istiyordum. Dualarım kabul oldu galiba ki bir yatılı okulu kazandığımın müjdesini öğretmenlerim verdiğinde kazandığım ilin haritada yerini dahi bilmiyordum. Hemen hazırlıklara başladık. Gerekli olabilecek her şeyi aldıktan sonra yola koyulduk. Bu yolculuk ve yola çıkışlar yıllarca devam etti ve bir gün yine bir yolculuğa çıkıyordum ve bu yol beni yine yatılı bir okula götürüyordu. Ancak bu seferki gidiş okumak için değil okutmak içindi.

        Ortaokul ve liseyi yatılı okumuş biri olarak yine yatılı bir okula öğretmen olarak atanmıştım. Ne yazık ki bu okul yatılı bölge okulu idi ve bu okula ilkokul 1. Sınıftan itibaren öğrenciler okumaya geliyordu. Yatağını dahi toparlayamayacak ana kucağına hasret minicik öğrencileri en iyi ben anlayabilirdim. Yıllarca okumak için ailesinden 650 km uzaklıktaki yatılı bir okulda ailesine hasret kalarak okumuştum. Uzun yıllar bu okulda çalıştım.

         Öğretmenlik hayatım boyunca çok öğrencim oldu. Sınıf rehber öğretmeni olarak aldığım bir sınıfta o kadar güzel bir birliktelik sağladık ki bu her zamankilerden daha farklıydı. Tüm sınıf olarak birlikte yiyor içiyor birlikte gülüp oynuyor her işi birlikte yapıyorduk. Lojmanda kaldığım içinde 7/24 her zaman beraberdik. Her zaman öğrencilerim bana ulaşabiliyordu. Karlı kış günlerinde sabah evden çıkıp okula giderken kayıp düşme ihtimalimi dahi düşünerek lojmandan okula kadar olan yolumun temizlenmiş olduğu günleri dahi gördüm. Derken 3 yılın sonunda çocuklarım ortaokuldan mezun oldular.

Çoğunluğu yine yatılı bir liseye yerleşmişlerdi. Onlarla yine görüşüyor konuşuyor ve haberleşiyorduk.

            Öğrencilerimin içinde Musa adında temiz tertipli çalışkan bir öğrencim vardı. Hatta Musaların köyüne pikniğe bile gitmiştik. Piknik dönüşü yol üstünde bir düğüne rastlayıp durmuştuk. Çocuklar düğünde halay çekip oynamış düğüne neşe katmışlar ve düğün sahibi de bu duruma çok sevinmiş teşekkür etmişti. Musa da yatılı bir liseye yerleşen öğrencilerim arasındaydı. Okuluna ve derslerine çalışıyor ve geleceği için uğraşıyordu. Başarılarından dolayı okulu Musa’yı Ankara’ya geziye götürecekti. Musa’nın dizi ağrıyordu ve ağrıları gün geçtikçe artmaya başlamıştı. Doktora gitmiş yapılan muayene ve tetkikler Musa’nın dizindeki ağrının ciddi olduğunu ortaya çıkarmıştı. Musa’ya kanser teşhisi konulduğu haberi beni ve tüm sınıf arkadaşlarını çok üzdü. Yapılan tetkik ve araştırmalardan sonra doktorları Musa’nın sol ayağının diz üstünden kesilmesine karar verdiler. Kesilmenin ardından devam eden tedavi ve bitmeyen kemoterapiler bazen iyi bazen de kötü sonuçlar getiriyordu. Bir süre sonra kanserin biraz daha yayılması sonucu bacağın kalan kısmı da kesildi. Yine bitmek bilmeyen kemoterapiler ve bitmeyen tahlil sonuçları yıllarca devam etti. Yine bir pet sonucu kötü gelmişti ve hastalığı daha da yayılmıştı. Sınıf arkadaşları geliyor, destek oluyor bir nebze de olsun onu teselli etmeye çalışıyorlardı. Uzun süren bir yaşam mücadelesi sonucu Musa’yı kaybettik. Taziye sırasında Musa’nın sınıf arkadaşlarından ikisinin eşi hamileydi. Eğer çocukları erkek olursa isimlerini Musa koymaya karar verdiler. Musa’yı bu şekilde yaşatacaktık.

             Şimdi iki tane minik Musa’mız var. Musa’yı acı bir şekilde kaybetmiş olsak da iki öğrencimin çocuklarına kardeş kadar sevdikleri arkadaşlarının ismini vermeleri beni çok duygulandırdı. Minik Musa’mın biri bu yaz ziyaretime geldi çok mutlu oldum. Tüm çocuklarımıza sağlıklı ve mutlu ömürler diliyorum.

Mehmet (Öğretmen)

‘Bir Servisin Öğrettikleri’ Yıl 2001’di.

Kartal Ticaret Meslek Lisesi’nin tozlu spor salonunda, paslı filelerin arasından umut gibi yükselen bir top vardı. O top, okulun en inatçı voleybolcusu Elif’in ellerindeydi. Elif, kültür derslerinde sessiz, içine kapanık bir öğrenciydi ama sahada bambaşka birine dönüşürdü.

Ben beden eğitimi dersine giriyordum. Ama teneffüslerde salondan gelen top sesleri hep dikkatimi çekerdi. Bir gün ders çıkışı uğradım. Elif tek başına servis çalışıyordu. Top her seferinde ya fileye takılıyor ya da çizgilerin dışına gidiyordu. Ama o, yılmadan yeniden topluyordu.

Yanına gidip şöyle dedim:

“Her hata bir sonraki isabetin habercisidir. Yeter ki vazgeçme.”

O günden sonra aramızda sessiz bir bağ oluştu. Ben derslerde onu örnek gösteriyordum, o da salonlarda kendini geliştiriyordu. Bir yıl sonra, okulun kız voleybol takımı ilk kez ilçe birincisi oldu. Elif’in o gün attığı son servis hâlâ gözümün önünde:

Top fileyi yalayıp geçti, sahaya düştü ve salonda büyük bir sessizlik oldu. Ardından çığlıklar, sevinç, gözyaşları…

Maçtan sonra yanıma geldi.

“Hocam…” dedi, “O son servis… Aslında sizin cümlenizdi. Vazgeçmemem gerektiğini o anda hatırladım.”

Yıllar geçti. Elif şimdi beden eğitimi öğretmeni. Geçen ay bir mesaj attı:

“Hocam, öğrencilerime sizin sözünüzü söylüyorum: Her hata bir sonraki isabetin habercisidir.

Ezgi (Öğretmen)

Okul hayatımın en unutulmaz döneminde, sevecen ve ilgili bir öğretmenim vardı. Bana sadece ders anlatmadı, beni gerçekten tanıdı. İsmimin anlamını bile öğrenmişti o kadar dikkatli ve özenliydi ki, bu ilgisi beni derinden etkilemişti.

Her sabah sınıfa girdiğimde gözlerindeki sıcak tebessüm, “yapabilirsin” diyen bakışı beni motive ederdi. Onun sevgisi ve inancı sayesinde okula karşı isteğim arttı, derslerime daha sıkı sarıldım.

Bugün geriye dönüp baktığımda, o öğretmenin bana kazandırdığı şeyin sadece bilgi değil, özgüven ve çalışma azmi olduğunu fark ediyorum. Bu anı hiç unutamıyorum; çünkü bazen bir insanın hayatında küçük bir sevgi, büyük bir fark yaratabiliyor.

Yavuz (Yönetici)

Benim okul hayatım büyük fakirlik ve yokluk içerisinde geçti, Ailem o kadar fakirdi ki yiyecek ekmeği zor buluyorduk desem abartmamış olurum. Yine böyle bir okul zamanı ben çok ciddi bir rahatsızlık geçirdim, hastalandım. Hastalandım ama hastaneye gidip ilaç alacak paramız dahi olmadığı için o hasta halimle okula gidip gelmek zorundaydım artık hastalıktan yürüyemez hale gelmiştim. Babam televizyon anteninin direğinden bana bir asa yapmıştı zorla o asayla okula gidip gelmeye çalışıyordum. Halimi gören öğretmenlerim çok üzülmüş olmalı ki beni o gün bir hastaneye götürdüler hastaneye yatış yaptırdılar ve tedavi ettirdiler. Tedavim bittikten sonra tabii doktor reçete yazdı ama bizim o ilaçları alacak paramız da yoktu. Okula geldim, öğretmenlerim kendi aralarında para toplayıp altın alıp onu bozdurup eczaneden ilaçlarımı alıp vermişlerdi. O ilaçlar sayesinde ve öğretmenlerim sayesinde ben iyileştim ancak şunu hiç unutmadım yardıma ihtiyacı olan insanların her zaman yanında ol, öğrencilerinin her zaman yanında ol. Bir çocuk görsem gözlerim mahsun kıyafeti, eskimiş ayakkabısı eskimiş parası yok ben onun yanında bittim ve onun ihtiyaçlarını elimden geldiğince karşılamaya çalıştım. Öğretmenlik sadece sınıfa gidip ders anlatmak değil öğretmenlik evlerden içeriye girip size söylenmeyeni de görmek size anlatılmayanı da hissetmek ve çocukların yüreğine dokunabilmektir.

Kutay (akademisyen)

Ben köyde büyüdüm. Okula küçük yaşlarda gittim. Sınıftaki çoğu kişinin yaşı benden büyüktü. Aralarında kaybolup gidiyordum. Köy okulu olunca sıklıkla da öğretmen değişiyordu zaten, gelen öğretmenler öğrencilerle tam bir bütünlük sağlıyor tayini çıkıyordu. Sonra yine bir gün yeni bir öğretmen geldi. O beni tüm sınıfın arasında kaybolmuşken gördü, tuttu ve parlattı. Hadi sen başarabilirsin, sen yapabilirsin diyerek elimden tuttu. Bugün iyi bir pozisyondayım. Bende eğitim verdiğim öğrencilerime her zaman öz güven aşılamayı kendime düstur edindim.

Ahmet (Akademisyen, yazar)

Ben küçüklüğümden beri çok okurdum. Ama yazmakla ilgili ilk deneyimim ortaokulda oldu. Kompozisyon yazma derslerinde yazdığım bir kompozisyondan 100 aldım. Öğretmen bana  ‘Aferin sana! Bu ne kadar güzel bir yazı. İnanıyorum ki sen ileride çok iyi bir yazar olacaksın.’ demişti. Sonrasında her şiir ve yazı yarışmasında beni de dâhil etmişti ve çoğundan dereceler almıştım. Bugün evet, çok iyi bir yazar oldum ve çok sayıda kitabım var ama beni yüreklendiren ve kendimi keşfetmeme rehberlik eden çok kıymetli öğretmenimin sayesinde. Bir bakış, bir söz, bir hadi sen yaparsın diyerek sırt sıvazlama çok güzel yarınların temeli olabiliyor. Bende öğrencilerime hep aynı şekilde yaklaşarak onların başarıyı tatmalarına destek olmaya çalışıyorum Öğretmenler iyi ki varlar. Bütün öğretmenleri sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Ve son olarak yine çok bilindik ama her okunduğunda yüreklere dokunan bir hikâyeyle yazımı tamamlamak istiyorum:

“Bu, çok yıllar önce bir ilkokul öğretmeninin başından geçen bir hikâyedir. Adı Bayan Thompsondu.”  5.sınıf öğrencilerinin önünde ayakta durduğu ilk gün onlara bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, onlara baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini anlattı. Bu mümkün değildi. Orada ilk sırada, sırasına adeta çökmüş gibi oturan küçük bir öğrenci vardı. Adı Teddy Stoddard.

Bir önceki yıl, Bayan Thompson Teddy’i gözlemiş, onun diğer çocuklarla oynayamadığını; giysilerinin kirli ve kendinin de hep banyo yapması gereken bir halde olduğunu görmüştü.Teddy mutsuz da olabilirdi.

Çalıştığı okulda Bayan Thompson, her öğrencinin geçmişteki kayıtlarını incelemekle de görevlendirilmişti. Teddy’nin bilgilerini en sona bırakmıştı.Onun dosyasını incelediğinde şaşırdı. Çünkü birinci sınıf öğretmeni: “Teddy zeki bir çocuk ve her an gülmeye hazır. Ödevlerini düzenli olarak yapıyor çok iyi huylu ve arkadaşları onunla olmaktan mutlu.” diye yazmıştı.

İkinci sınıf öğretmeni: “Mükemmel bir öğrenci, arkadaşları tarafından sevilen biri fakat evde annesinin amansız hastalığı onu üzüyor ve sanırım evdeki yaşamı çok zor.” diyordu.

Üçüncü sınıf öğretmeni: “Annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Babası ona yeterince ilgi gösteremiyor ve eğer birşeyler yapılmazsa evdeki olumsuz yaşam onu etkileyecek.” diye yazmıştı.

Dördüncü sınıf öğretmenine gelince: “Teddy içine kapanık ve okula hiç ilgi göstermiyor, hiç arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor.” demişti.

Şimdi Bayan Thompson sorunu çözmüştü ve kendinden utanıyordu. Öğrenciler ona güzel kâğıtlara sarılmış süslü kurdelelerle paketlenmiş Noel hediyeleri getirdiğinde kendini daha da kötü hissetti. Çünkü Teddy’nin armağanı kaba kahverengi bir kese kâğıdına beceriksizce sarılmıştı.

Bunu diğer öğrencilerin önünde açmak ona çok acı verdi. Bazıları paketten çıkan bazı taşları düşmüş ve sahte taşlardan yapılmış bileziği ve üçte biri dolu parfüm şişesini görünce gülmeye başladılar fakat öğretmen, bileziğin ne kadar zarif olduğunu söyleyerek ve parfümden de birkaç damlayı bileğine damlatarak onların bu gülmelerini bastırdı.

O gün okuldan sonra Teddy öğretmenin yanına gelerek “Bayan Thompson, bugün hep annem gibi koktunuz.” dedi. Çocuklar gittikten sonra öğretmen yaklaşık bir saat kadar ağladı. O günden sonra da çocuklara okuma, yazma, matematik öğretmekten vazgeçerek onları eğitmeye başladı.

Teddy’ye özel bir ilgi gösterdi. Onunla çalışırken zekâsının tekrar canlandığını hissetti. Ona cesaret verdikçe çocuk gelişiyordu. Yılın sonu-na dek, Teddy sınıfın en çalışkan öğrencilerinden biri olmuştu. Öğretmenin hepinizi aynı derecede seviyorum, yalanına karşın Teddy onun en sevdiği öğrenci olmuştu.

Bir yıl sonra, kapısının altında bir not buldu. Teddy’dendi. Tüm yaşantısındaki en iyi öğretmenin kendisi olduğunu yazıyordu.

Ondan yeni bir not alana kadar 6 yıl geçti. O notta liseyi bitirdiği-ni ve sınıfındaki üçüncü en iyi öğrenci olduğunu ve Bayan Thompson’un hala hayatında gördüğü en iyi öğretmen oldugunu yazıyordu.

Dört yıl sonra bir mektup daha aldı Teddy’den. O arada zamanın onun için zor olduğunu çünkü üniversitede okuduğunu ve çok iyi dereceyle mezun olmak için çok çaba sarfetmesi gerektiğini yazıyordu ve Bayan Thompson hala onun hayatında tanıdığı en iyi öğretmendi.

Aradan dört yıl daha geçti ve bir mektup daha geldi. Çok iyi bir dereceyle üniversiteden mezun olduğunu ama daha ileriye gitmek istediğini yazıyordu. Ve hala Bayan Thompson onun tanıdığı ve en çok sevdiği öğretmendi. Bu kez mektubun altındaki imza biraz daha uzundu.

Theodore F.Stoddard Tıp Doktoru.

Bu hikâye burda bitmedi. Sonra ilkbaharda bir mektup daha aldı Bayan Thompson. Teddy hayatının kızıyla tanıştığını ve evleneceğini yazmıştı. Ve babasının birkaç yıl önce öldüğünü ve Bayan Thompson’un düğünde damadın anne ve babası için ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu, tabii ki oturabilirdi.

Ve tahmin edin ne oldu? O törene giderken birkaç taşı düşmüş olan o bileziği taktı ve tabii ki Noel’de Teddy’nin ona verdiği ve annesi gibi koktuğunu söylediği parfümü de sürmeyi ihmal etmedi.

Biri birlerini sevgiyle kucaklarlarken, Teddy onun kulağına “Bana inandığınız için çok teşekkürler Bayan Thompson, kendimi önemli hissetmemi sağladığınız için ve beni böyle değiştirdiğiniz için.” diye fısıldadı.

Bayan Thompson gözünde yaşlarla ona karşılık verdi: “Ben sana teşekkür ederim Teddy” dedi. “Sen yanılıyorsun. Ben sana değil, sen bana öğrettin. Seninle karşılaşıncaya kadar ben öğretmenliği bilmiyormuşum.!”

Öğretmenlik mesleği tarihsel birikiminin getirdiği derin bilgi ve tecrübeye dayanarak, toplumların gelişiminde her zaman merkezi bir rol oynamaya devam edecektir. Bu meslek, hem bireylerin hem de toplumların kalkınmasında hayati bir işlev üstlenmektedir. Öğretmenlerin mesleki olarak gelişmesi ve toplumsal değerlerinin güçlendirilmesi, eğitimin kalitesinin arttırılması adına büyük önem taşımaktadır.

İYİ Kİ ÖĞRETMENİM…

KAYNAKÇA

  1. Atatürk, M. K. (1922, Ekim 27). Bursa Şark Tiyatrosu’nda İstanbul ve Bursa öğretmenlerine hitabı. H. Arif (Ed.), Bursa Seyahati (s. 16–19). İstanbul: Mekatib-i İbtidaiyye Muallimleri Cemiyeti Neşriyatı.
  • Atatürk, M. K. (1981). Nutuk (Cilt 18). Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları. (İzmir Erkek Öğretmen Okulu Konuşması, 1925, s. 74)
  • Çelikten, M. (2005). Öğretmenlik mesleği ve özellikleri. Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 1(19), 207-237.
  • Gültekin, M. (2020). Değişen toplumda eğitim ve öğretmen nitelikleri. Anadolu Journal of Educational Sciences International, 10(1), 654-700.
  • Ong, S. G. T., & Quek, G. C. L. (2023). Enhancing teacher–student interactions and student online engagement in an online learning environment. Learning environments research, 26(3), 681-707.
  • Yerli, G. D. EĞİTİM SOSYOLOJİSİ PERSPEKTİFİNDE EĞİTİMİN İŞLEVİ VE SOSYAL DEĞİŞME ÜZERİNE NİTEL BİR ARAŞTIRMA. Avrasya Uluslararası Araştırmalar Dergisi, 11(37), 51-83.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu