Türkiye Yüzyılı Maarif Modelinde Ele Alınması Gereken Bir Konu: Yetişkin Eğitimi Ve Aile Yaklaşımları

Gazi KARABULUT / Eğitimci-Yazar
Geçmişten günümüze toplumun tamamını ilgilendiren temel kurum okullar olmuştur. Çünkü herkesin, isteyerek veya istemeyerek bir şekilde yolu orada kesişmekte ve ilgisiz kalınamamaktadır. Okul, bu yönüyle toplumun şekillenmesindeki en etkin yapıya sahiptir. Sosyal hayatın gerçekleri ile örtüşen bir okullaşma her türlü siyasal kaygılardan uzak, toplumun çıkarlarını, milletin geçmişten getirdiği değerleri ve geleceğe ait medeniyet tasavvurlarını, bireyin beklentilerini, sosyokültürel yapının ihtiyaçlarını karşılayacak bir hüviyete büründürülmesi gerekmektedir. Bu çerçevede yaptığımız çalışmamızda; aile ile birlikte gerçekleştirilen eğitim-öğretim süreci ele alınmıştır. Daha çok saha gözlemleri ve uygulamaları referans alınmış, buradan hareketle çıkarımlar somutlaştırılmıştır. Sürecin aile ile birlikte yürütülmesi; çocukların duyuş, biliş ve davranış açısından daha sağlıklı, etkili, verimli yetiştiğini göstermek amaçlanmıştır. Uygulama ve kaynak açısından otuz yıllık eğitim-öğretim sürecinin yanı sıra saha çalışmalarında ulaşılan sonuçlar ifade edilmiş, konu ile ilgili yetkin isimlerin akademik çalışmalarından faydalanılmıştır. Netice itibariyle bireye/öğrenciye davranış kazandırmak ve akademik başarıya ulaşmak için iki temel husus öne çıkmıştır:
- “Hedefi ve karakteri bakımından milli, metodu ve muhtevası bakımından ilmi”([1]) bir eğitime ihtiyaç vardır.
- Milli şuur ve ilmi hakikatlerin hayata uygulanması için de yetişkin eğitimi/aile eğitimi uygulanmalıdır.
Anahtar Kelimeler: Okul, eğitim, toplum, çevre, aile
Nasıl Bir Okul Nasıl Bir Çevre?
Toplum tarafından “Oku, bir baltaya sap ol.” ifadesi ile yönlendirilen nesile ve sosyokültürel reel verilere baktığımızda okullar toplumun şekillendirilmesinde en büyük rolü oynamalıdır. Bu zaviyeden irdelendiğinde okul ile ilgili en güzel değerlendirmelerden birini Nurettin Topçu, Türkiye’nin Maarif Davası’nda anlatır. “Mektep” başlığı ile incelediği konuyu toplumun ana unsuru olarak gösterir.
“MEKTEP; millet mektebinin dışında yer alacak özellik ve yabancılık tanımayan, kutsal çatısı altında siyasete asla yer vermeyen, muallimin ilmi ve ahlaki otoritesinden başka hiçbir otorite tanımayan, ruhları huzur içinde birleştirici, disiplinin barındığı ideal çatıdır.
…
Bu sebepten mektep mabettir.”([2])
Prof.Dr. Selahattin Turan, Eğitim Felsefesi ve Çağdaş Eğitim Sistemi adlı çalışmasında eğitimin ve okulun işlevleri ile Cheng’in tablosuna yer verir. Yazara göre eğitimin ekonomik, sosyal, politik, kültürel ve eğitsel olmak üzere beş işlevinden ve her bir işlevin bireysel, kurumsal, okulun yakın çevresi, toplum ve uluslararası yönler olmak üzere etki ve sonuçlarından bahseder. ([3])
Günümüzdeki okul anlayışına baktığımızda, Prof. Dr. Selahattin Turan aynı çalışmasında etkili okul ve eğitim sistemlerinde veli merkezli değerlendirmeye de yer verir:
• Okul dostu veli, veli dostu okul oluşturulur; okul-aile ilişkileri en üst seviyededir ve aileler okula maddi ve manevi katkıda bulunur.
Araştırma bulguları başarılı okulların bazı ortak niteliklere sahip olduklarını göstermektedir. Bunlar arasında veli etkileşiminden de söz edilir. (Balcı, 2003; Şişman, 2005):
• Okul çevresi ve aile arasındaki etkileşimin artması, ([4]) gerektiği vurgulanır.
Sosyal hayatın gerçekleri ile örtüşen bir okullaşmadan bahsedildiğinde ilk değerlendirilmesi gereken okulun çevre ile olan ilişkisidir. Çevre faktöründe en etkin unsur veli olmakla birlikte sosyolojik açıdan ele alındığında toplumun tamamını ilgilendiren verilerden söz edilebilir.
Okul çevre ilişkisi bakımından aşağıdaki değerlendirme yeterli olmamakla birlikte oldukça ipucu barındırmaktadır.
“Okul, toplumun bir parçasıdır. Hatta toplumun kendisidir. Toplumdan bağımsız okulun yaşamını sürdürmesi mümkün değildir. Bir bakış açısına göre okul bir topluluktur ve toplumun merkezinde yer alır. Bu bakımdan okulun başarısı, velilerin desteği ile mümkündür. Eğitim politikacıları başarılı okul ve eğitim sistemleri için toplumun ve velilerin desteğini almak zorundadır. Başarılı okul ve eğitim sistemlerin okul-çevre ilişkisinde sahip olduğu politikaların bazıları aşağıda belirtilmiştir (Şişman, 2005):
• Toplumla ilişkiler konusunda açık yöntemler geliştirilir.
• Okulda öğrenciler ve yetişkinler için güvenli bir çevre oluşturulması için işbirliği yapılır.
• Aile katılımı ile okulda bilgi ve güç paylaşılır.
• Aileler okulda karar sürecine katılır.
• Aileler öğretim sürecinin bir parçası olurlar.
• Aileler, çocuklarının eğitime katıldıklarında kendileri ve çocukları daha başarılı olmaktadır.
• Aile ve okul arasında düzenli bir iletişim ve işbirliği gerçekleşmektedir.
• Okul, ailenin ana-babalık becerilerini geliştirmektedir.
• Okul, ailelerin yardım ve desteğine ihtiyaç duymaktadır.”([5])
Bunların haricinde Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu’nun “ Milliyetçi Eğitim Sistemi” adlı kitabının son bölümüne “Yetişkinlerin Eğitimi” başlıklı bölümünde meseleye dikkat çekmiş ve tafsilatlı bir anlatıma girmiştir. Orada da belirtildiği gibi okulun amacına ulaşabilmesi için toplumun bütün katmanlarını içine alan bir yapılanma içinde olması kaçınılmazdır. Prof. Hacıeminoğlu yetişkin eğitiminin iki ana gayesinden bahseder:
- “İnsanı, içinde bulunduğu şartlara göre daha mutlu, refahlı ve bilgili kılmak.
- İnsanı cemiyete daha faydalı, millete, devlete, töreye daha bağlı ve çalışmaya daha yatkın hale getirmek.” ([6])
Aile Yaklaşımları, Etkileri ve İstenen Aile Tutumları
Yetişkin eğitimi anlayışına bir de okula, öğretmene, öğrenciye yaklaşımlar açısından da ele alabilecek profesyonel rehberlik hizmetleri olarak da değerlendirmek gerekmektedir.
Velilerin temel olarak şu yaklaşımları sergileyecek bilince ulaşması için okulların cazip projeler hazırlaması sağlanmalıdır:
- “Çocuk okuldan gelince onunla okulun kısa bir değerlendirmesi yapılmalıdır.
Bu değerlendirme şüphesiz ki önce çocuğun hal hatırını sormak ve onu cevap vermeye hazır hale getirmek şeklinde olmalıdır. Yoksa direk “Okul nasıl gitti?” sorusu çocuk açısından bıkkınlık verici ve baştan savma nitelikli bir cevap ile geçiştirilecektir. Önce çocuğun hal ve hatırı sorulmalı, cevaplarına ilgi duyulmalı ve ruh hali dikkate alınarak okul ile ilgili mevzulara girilmelidir. Verilen cevaplarda olumsuz durumlar söz konusu ise çözüm yolları çocuk ile birlikte değerlendirilmeli ve problemin kaynağını tespit ederken çocuğun katkı sağlaması temin edilmelidir. Olumlu anlatımlar mutlaka pekiştirilmeli ve teşvik edilmeli, bu durumdan mutlu olunduğu hem söz ile hem de beden dili ile belli edilmelidir.
- Öğretmenlerin verdiği çalışma programlarını uygulamaları için gayret sarf edilmelidir.
Çalışma programları mutlaka esnek özellikte olmalıdır. Öğretmenler bir çalışma programında bulunması gereken ana umdeleri belirtmeli zaman ayarlamasını çocuk, ailesi ile birlikte yapmalıdır.
Aile daha çok çalışıldığında daha başarılı olunacağı kanaatinden vazgeçip başarının planlı ve sürekli çalışma ile doğru orantılı olduğu bilincine sahip hale gelmeli ve programda çocuğun yaş seviyesine göre oyun, gezme, birlikte eğlenme, televizyon vb etkinliklere de yer verilmelidir. Ama programa mutlaka birlikte kitap okuma, tekrar çalışması, değerlendirme etkinlikleri, ertesi güne hazırlık çalışmaları bulunmalıdır.
- Mümkünse haftada bir gün de olsa bir saat veya yarım saat “kitap okuma günü” olmalı ve hep birlikte kitap okunmalıdır.
Yaşadığımız toplumun en büyük eksikliği ailece vakit geçirememek ve ailenin bir arada olduğu vakitlerde de herkesin odasına çekilip bireysel yaşantıya yönelmek olduğu aşikardır. Hem çalışma programına konulan hem de yapılacak aile toplantısı ile karar altına alınan ve aile fertleri için en uygun ortak zaman olan vakit toplu kitap okuma etkinliği şeklinde planlandığında çocuk ile birlikte aile bireylerinin de büyük fayda göreceği muhakkaktır. Bu ilk başta sıkıcı başlasa da zamanla davranış halini alacak hatta “arkası yarın” programları gibi beklenen güne dönüşecektir. Ardından ailece oyun oynama veya film seyretme, yarışma yapma gibi faaliyetler de gerçekleştirilebilir. Uygulamanın olağan üstü sonuçlar doğurduğu sahada defalarca gözlemlenmiştir.
- Her çocuğun ayrı bir kabiliyeti vardır; ilkesinden hareketle hiçbir çocuk bir başkasıyla kıyaslanmamalıdır.
Çocukların en korktuğu ve tedirgin olduğu husus kendilerinin, sınıfından veya komşularından birinin çocuğu ile mukayese edilmesidir. Üstelik bunu yaparken de dilin en rencide edici üslubu ile gerçekleştiriliyor olması onları daha da yılgın, bıkkın ve isteksiz hale getirmektedir.
Şu tartışmasız bir gerçektir ki her çocuğun ilgi alanı, zeka seviyesi, kabiliyeti birbirinden farklıdır. Ve unutulmamalıdır ki “ Her çocuk özeldir.” anlayışından hareket ile onları kendi ilgi alanları doğrultusunda geliştirecek tutumlar sergilemek, cesaretlendirmek, küçük bile olsa başarılarını övüp teşvik etmek ve en çok da onlarla vakit geçirmek çocukları rahatlatacaktır. Bu konuda aileler, kendi çocuklarının başarısından ziyade sınıfındaki komşusunun çocuğunun notunu, başarısını, seviyesini daha çok merak etmektedir. Böylesi bir yaklaşım çocuklar arasındaki iletişime zarar verdiği gibi ilerleyen yıllarda da nefret, çekememezlik, kıskançlık gibi duyguların bireye hakim olmasına zemin hazırlamaktadır. Böylesi olumsuz yaklaşımları engellemenin yolu çocuk ile barışık olmak ve çocuğun mevcut kapasitesini her artırışında o gelişmeyi hissettiren davranışlar sergilemektir. Bu şekilde davranıldığında kendine güveni artacak olan çocuk başarısını katlamaya başlayacak ve ailesinin yanında olduğunu bildiği için kendisi ile yarışacaktır.
- Çocuk, okul ve dersler sebebi ile veya yaşından kaynaklanan yanlış davranışlar nedeniyle aşağılanmamalı, hakaret edilmemeli, eğitim dünyasından uzaklaştırılmamalıdır.
Çocuk bu gerekçelerden dolayı hakarete uğramamalıdır. Hatta yapılan yanlışlar fırsata dönüştürülmeli, hatasından dönebileceği ortamlar, durumlar hazırlanarak doğruyu bulmasına yardımcı olunmalıdır.
Yaşın, çevrenin, yanlış arkadaş, öğretmen ve aile tutumlarının tetiklediği olumsuz davranışlara verilecek aşırı tepkiler gizli ortamlar oluşturulmasına ve yanlışların artarak kronikleşmesine sebep olur. Karakter ve gelişimine zarar verecek hatalarını uygun bir lisana ile önce uyarılması, etkisi olmuyorsa çocuk için doğru olacağı tespit edilmiş olan iki seçenek sunup birini seçmesi sağlanmalıdır. Onurunu rencide edecek yaptırımlardan kesinlikle uzak durulmalıdır.
- Güzel davranışları teşvik edip ödüllendirilmelidir. Değişik uygulamalarla o güzel davranışlar gündemde tutularak şahsiyeti ile bütünleştirilebilmelidir.
Çocuğun sergilediği olumlu bir tutum mutlaka tasdik edilmeli, kendisinin haberdar olacağı şekilde aile efradına duyurulmalı, davranışın niteliğine göre ödüllendirilmelidir. Tabi bunu yaparken adaletli, tutarlı, seviyeli ve karakter geliştirici bir mahiyete büründürülerek ve davranışın pekişmesini sağlayarak uygulama gerçekleştirilmelidir. Onunla baş başa yemeğe çıkmak, sevdiği bir yeri gezmek, birlikte sinemaya gitmek, oyun oynamak ve bütün bunları yaparken de lütufta bulunuyormuş gibi değil de hakkı olduğu için yapıldığını hissettirmek faydalı olacaktır.
- Çocuğun yanında öğretmeni veya okulu hakkında olumsuz cümleler kurulmamalıdır.
Okul, öğretmen veya uygulamalarla ilgili bir şikayet söz konusu olduğunda problemin çözümünü çocukla değil okul ile öğretmeni ile rehberlik servisi ile değerlendirilmelidir. Çocuğun yanında okul veya öğretmen ile ilgili yapılan eleştiri onda okula karşı bir ön yargının oluşmasına sebep olacak, üstelik kendisine destek çıkacak bir ailesi olduğu için de daha kaygısız, daha vurdumduymaz tutumlar sergileyecektir. Eğer bireyin gelişimine, akademik başarısına, psikolojik yapısına olumsuz etki edecek bir durum yaşadığı kanaati hâsıl olmuş ise durumun sebepleri ile birlikte çözümünü sağlamak için okulun ilgili birimlerine müracaat ederek sıkıntının giderilmesi sağlanmalıdır.
- Yanlış davranışlar sergileyip daha sonra “Ben yapıyorum ama sen yapma” gibi manasız sözlerle durum geçiştirilmemelidir.
Çocuklar, söylemden ziyade görerek ve yaşayarak öğrendiklerinden daha çok etkilenmektedir. Nitekim okullarda anlatılan veya uygulanmaya çalışılan olumlu kazanımların aile ve sosyal ortamlarda devam etmemesindeki en temel gerekçe aynı davranışların o ortamlarda yaşantı haline dönmemesidir. Yine öfke tutumlarından, kaba davranışlara, çirkin söylemlerden hakaret ihtiva eden yaklaşımlara kadar pek çok olumsuz öğenin izale edilememesindeki en temel gerekçe hayatın pek çok noktasında karşılaşılan davranışlar olmasından kaynaklanmaktadır.
- Hatalı ebeveyn tutumunda özür dilemekten korkulmamalıdır.
Geleneksel bir anlayışın ürünü olarak “Büyükler özür mü dilermiş.” şeklindeki algı, zamanla anne babaya çocuğun yaklaşımında güvensizlik oluşturmaktadır. Yanlış yaptığı aşikar olan bir ebeveynin ya görmezden gelerek ya da daha değişik şekilde o yanlışını bastırarak hakimiyetini devam ettirme çabası aslında çocuğun dünyasında büyük bunalımlara sebep olmakta zamanla kendisi de aynı davranışı benimseyebilmektedir.
Aile bireyleri özür dileyebilmenin bir küçülme değil, erdemli davranış olduğunu yaşayarak göstermesi gerekir. Çocuk, o yaklaşımlar neticesinde herkesin hata yapabileceğini ama bunun telafisinin de olduğunu görecek, hem kendine güveni gelecek hem de ailesine olan sevgisi azalmayacak, artarak devam edecektir.
- Çocuğa sevginin gösterilmesinden ve ifade etmekten çekinilmemeli hatta samimi bir davranış ve dil ile ifade edilmelidir.
Sevginin açamayacağı kilit yoktur. Ölçülü olmak kaydı ortaya konulan sevgi yaklaşımları fertlerin psikolojik açmazları adına en etkili yöntemlerden biridir. Üstelik bu sevgi yaklaşımlarının karşılıksız, sadece “o” olduğu için sergilenmesi yaklaşımı daha da değerli kılacaktır. Sevginin sunuluşu, güzel davranışa, notlara, istendik bir tavır ortaya koymaya bağlanmamalıdır. Sevildiğini hisseden ve bunun karşılığında kendisinden bir beklentiye girilmeyen birey gerekli sorumlulukları kendi arzusu ile ortaya koyacak ve bundan da zevk alacaktır.
- Fazla nasihat verilmemelidir.
Sürekli öğüt dinleyen birey artık ne söylenileceğini ve sonuçta ne isteneceğini tahmin etmektedir. Burada bir başka yöntemde söylenilmek istenenlerin çocuğun itiraz edemeyeceği kişilerce ifade etmesi sağlanabilir.
- Nasihat yerine doğru davranışları sergileyerek yönlendirmeye çalışılmalıdır.
Çocuk iyi bir gözlemcidir. Kendisinden istenen davranışların ebeveyn tarafından uygulanıp uygulanmadığını gözlemler ve tezat yakaladığında da onu mutlaka ilgili büyüğe karşı kullanır. Tutarlı aile yaklaşımına baktığımızda anne-baba davranışları birbirini tamamlamakta ve davranışlarda bir gün başka diğer gün başka olmaması sebebi ile çocukta kararsızlığa fırsat vermemektedir.
- Her istediği yapılmamalıdır.
Gerekirse kararlı bir “hayır” onun hayrına olabilir. Daha doğru bir ifade ile isteklerine “ben” dili ile cevap verip neden olmayacağı olumlu cümlelerle açıklanmalıdır.
Özellikle anne baba çalışan ailelerde gün içinde çocuklarını özlediklerinden ya da dayanamadıklarından akşamları her istedikleri yapmaktadır. Bazen sınırı korumaya çalışsalar da çocuk ısrar edip ağladığında bu sefer yelkenler suya inmektedir. Aslında bu daha da tehlikeli bir durumdur ki çocuk burada istediğinde değil ağladığında isteklerinin olabileceğini öğrenmiş olur. Aslında ağlayarak isteklerin yerine getirilmesi çocuk açısından işin kolayına kaçılmasıdır. İsteklerinin ağlama ile değil de gerekli olduğu için yapılması ailenin kurallarını, neyi yapıp neyi yapamayacağını öğrenir. Bir de davranışımızın sebebini söylemeliyiz. Yaş düzeyine göre neden o istediğini yapmadığımızı belirtmeliyiz. ‘’Bu oyuncağı alamam çünkü yeterli param yok’’ ya da ‘’evde şuan benzer oyuncağın var zaten bunu daha sonra alabiliriz’’ denilebilir.
- Aşılamayan problemlerde öğretmeni ve rehberlik servisi ile irtibat kurmaktan çekinilmemelidir.
Rehberlik kavramı sanki psikolojik bir hastalığın tedavi edileceği bir psikiyatrist ile eş değer görülmektedir. Öncelikle rehberliğin ne olduğu ve ne olmadığı velilere ve öğrencilere doğru aktarılmalıdır.
“Rehberlik, bireyin kendini anlaması, problemlerini özümsemesi, gerçekçi kararlar alması, kapasitelerini geliştirmesi, çevresine dengeli ve sağlıklı bir uyum yapması ve böylece kendini gerçekleştirmesi için, uzman kişilerce bireye yapılan psikolojik yardımlardır. (http://www.esentepe.k12.tr/rehberlik-nedir-66s.htm)
- Çocuğun yerine düşünülmemelidir.
Yol gösterilebilir ama onun sorumlulukları üstlenilmemelidir. Mesela çocuk bir kelimenin anlamını soruyorsa ona bu kelimenin anlamını sözlükten bulabileceğini söyleyerek onu araştırmaya sevk etmek doğru bir yöntem olacaktır.
Onun yerine düşünmek, her işine müdahale etmek, yanlışlarını abartmak çocukta sorumluluk duygusunu engelleyecektir.
Analitik Okuma etkili bir yöntemle uygulanabilmelidir. (https://www.harputsancakhaber.com/yazi/gazi-karabulut/cumhuriyetin-ikinci-yuz-yilinda-yeni-bir-egitim-felsefesi-analitik-okuma-ve-ogretmen/1643/)
- Çocuğu geçici başarıya odaklamamak gerekir.
Çocuklara bir hedef kazandırmak için aileden okula oradan sosyal çevreye top yekun bir iletişim ağına ihtiyaç vardır. Bireye “amaç duygusu” ailede yüklenir, okulda geliştirilir toplumda ise uygulanma ortamı bulur. Ama küçük yaştan itibaren gelişimine ve kabiliyetlerine uygun gösterilen hedeflerin gerçekleştirilmesi yönündeki rehberlik bireyi geçici başarılara değil, gerçekçi, ulaşılabilir, bireye ve topluma katkı sağlayıcı bir hüviyete dönüşür.
- Çocuğun yaşı, gelişim süreci, toplumsal etkenler, güncel gelişmeler göz önüne alınarak uzman yardımı veya görüşü alınarak doğru zamanda, doğru yöntemleri kullanarak, doğru davranışlar sergilemesi sağlanabilmelidir.”
OKUL AİLE İLİŞKİLERİNE SOMUT TEKLİFLER
Tabi bunlar genel ifadeleri içermekle birlikte ayrı ayrı ele alınması gereken aile tutumları konusu “ Gelin de biz size bunları öğretelim.” yaklaşımından ziyade birlikte doğruları tatbik etme, bilinci ile meselenin merkezine aileyi alarak uygulanmalıdır.
Sosyal bir örgüt olarak değerlendirebileceğimiz okulun çevre ile özellikle de veliler ile olan ilişkisi süreklilik arz etmelidir. Türkiye’de okul, çevre ve ailenin gerisine düşmüştür.
Konu ile ilgili yapılan pek çok çalışma var. Okul ile aileler arasında iletişim kurulması şu yollarla sağlanabilir:
1. “Veli-öğretmen-öğrenci toplantıları: Ortak katılımı sağlayan bir program hazırlanarak velilere bildirilir.
2. Karneler: Veliler çocuğun ev ödevi yapma isteği, okuma sevgisi, televizyon izleme alışkanlığı, öğrenmeye karşı tutumu ve evdeki durumu hakkında karne doldurmalıdır.
3. Okul gazeteleri: Okul gazete çıkarmalı ve ev ödevleri konusunda ipuçları, katılmak istedikleri aile içi etkinlikler ve yaptıkları eğitimsel geziler gibi konularda velilerden yazılar istemelidir.
4. Kutlama kartları: Çocuğun özel başarı ve davranışlarını kutlama amacıyla öğretmen ve veliler birbirlerine karşılıklı olarak kutlama kartları göndermelidir.
5. Veli-öğretmen görüşmeleri
6. Veli panosu: Özellikle veliler için olmak üzere okulun ana girişine bir ilan tahtası asılmalıdır.
7. Velileri bilgilendirme: Çocuğun okulda ne öğrendiği ile ilgili meraklarını gidermek için işlenene konular, haftalık programlar velilere gönderilir.
8. Ödev defterleri: Her öğrencinin, günlük ödevleri ve aldıkları notları yazacakları bir defter tutmalarını sağlayarak öğrenciler izlenir.” (Tutkun, Ö.-Köksal, A. 2000, 222). ([7])
Bu yaklaşımlara ilaveten toplumun da en temel eksiği olan “okuma günleri” planlanabilir. Nitekim uygulamanın gerçekleştirildiği okullarda hem davranış hem akademik başarı gözlemlenmiştir. Ayrıca şu çalışmalar da velilerin okulla ve böylece de okulun çevre ile olan irtibatı kuvvetlenir:
- Aile ziyaretleri
- Aile toplantıları
- Kitap okuma günleri
- Velilerin sunum yaptığı toplantılar
- Sosyal içerikli faaliyetler
- Kabul günleri
- Kahvaltılı ve yemekli istişare toplantıları
- Soru – cevap günleri
- Anket değerlendirmeleri
- Yerel proje ortaklıkları
- Sivil toplum kuruluşları ile paydaş panel, çalıştay, konferans etkinlikleri
- Sosyal sorumluluk projeleri
Yakup Kolay, “Okul – Aile – Çevre İşbirliğinin Öğretim Sistemindeki Yeri ve Önemi” konulu makalesinde, okul ile velinin bağlantılarını kuvvetlendirmek adına şu önerilerde bulunuyor:
√ “Okul-çevre ve özellikle aile iş birliğinin önemi ve bu iş birliğinin geliştirilme yolları açısından okul yöneticilerinin ve öğretmenlerin çeşitli eğitimlerle bilgi ve beceri kazanmaları sağlanmalıdır.
√ Aileler öğrencinin eğitiminde okulun yanında en etkili kurumu oluşturmaktadır. Öğrenciyi tanımada, yönlendirmede, yeteneğini ve kapasitesini artırmada mutlaka aileyle iş birliğine gidilmelidir. Bunu sağlayabilmek için, çok çeşitli vesilelerle ailelerin okula gelmesi, öğrenci sorunlarını paylaşması, öğretmen ve yöneticiler ile ortak kararlar geliştirmesi ve çocuğunun başarısı için rol alması ve katkıda bulunması sağlanmalıdır.
√ Aile-okul iş birliğini artırabilmek için posta, telefon, internet, çeşitli dergiler, gazeteler, oturumlar, toplantılar gibi birçok araçtan yararlanılmalı; ailelerin çeşitli etkinliklerden, çocuklarının okuldaki performansından haberdar edilmesi sağlanmalıdır.
√ Okullarda bulunan okul-aile birliğine ilişkin önemli hususlar yönetmeliklerde her ne kadar yer alsa da, bu birliklerin etkili şekilde çalışması sağlanmalıdır.
√ Okul yönetimi çevrenin eğitime ilişkin beklentilerini karşılayarak sosyal, ekonomik ve teknolojik gelişmesi ve kalkınması için insan gücünü başarılı olabilmesi için çevredeki tüm kamu ve sivil toplum örgütleri ile iletişim kurmalı, iş birliği yapmalı, koordinasyon sağlamalıdır.
√ Okul çevreye ve topluma beklediği hizmeti verebilmeli ve yararlı olabilmelidir. Okullar sadece eğitim- öğretim kurumları değil çevrenin kültür merkezi hâline getirilmelidir. Okul toplum etkinliklerinin merkezi olabilmek için akşamları, hafta sonları ve tatillerde açık olmalıdır. Okul, gece ve gündüz hem yetişkinlere, hem de çocuk ve gençlere açık olmalı, derslerin yanı sıra yetişkinler de okulda sosyal, kültürel ve dinlenmeye yönelik etkinliklere katılmalıdırlar.”([8])
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Bütün bu değerlendirmeler ışığında ulaşılan sonuçların analizi göstermektedir ki gerek davranış kazandırmak gerekse akademik başarıya ulaşabilmek için atılacak en önemli adım, Yetişkin Eğitimi/Veli Tutumları olduğu ortadadır. Çünkü eğitim-öğretim sürecinde istendik davranış değişikliği ya da bireyin problemi görme ve çözme yeterliliği kazanması, velinin de istenen çıktıya uygun tutum sergilemesi ile mümkün olduğu gözlemlenmiştir.
Nihayet eğitim-öğretimin en önemli paydaşı olarak görülen ailelerin de rol model olarak ifade edilen kavrama ait yaklaşımlara ulaşması, millî ve ilmî bir eğitim için temel esaslar arasında yer almaktadır.
[1] HACIEMİNOĞLU, Necmettin, Milliyetçi Eğitim Sistemi, Syf.37, Kamer Yayınları,1995
[2] TOPÇU, Nurettin; Türkiye’nin Maarif Davası, Dergah Yayınları, İst.1997
[3] Prof. Dr. Selahattin Turanlı, Eğitim Felsefesi ve Çağdaş Eğitim Sistemleri, Açık Öğretim Fakültesi Yayınları, No: 973, 2008.
[4] Prof. Dr. Selahattin Turanlı, Eğitim Felsefesi ve Çağdaş Eğitim Sistemleri, Açık Öğretim Fakültesi Yayınları, No: 973,2008
[5] Prof. Dr. Selahattin Turanlı, Eğitim Felsefesi ve Çağdaş Eğitim Sistemleri, Açık Öğretim Fakültesi Yayınları, No: 973,2008
[6] HACIEMİNOĞLU, Necmettin, Milliyetçi Eğitim Sistemi, Syf.177, Kamer Yayınları,1995
[7] Okul- Aile İşbirliğinde Yeni Yaklaşımlar, Eğitim Araştırmaları Dergisi 216-224.
[8] KOLAY, Yakup; Okul – Aile – Çevre İşbirliğinin Öğretim Sistemindeki Yeri ve Önemi, Milli Eğitim Dergisi, sayı, 164